ISLAHAT FERMANI – ULAŞ KİPER

Fethiye Körfezi’ni tatlı su ile besleyen 6-7 tane deresi var. Günümüzde, bunların bazısı körfez kirliliğinin baş aktörleri arasında gösteriliyor. Bir yandan doğrudur çünkü denizi tatlı su ile beslemenin yanında alüvyon da taşıyorlar. Peki, bu onları asli suçlu yapar mı? Gelin hep birlikte bakalım.

Fethiye Ovası’ndaki değişim

Fethiye Körfezi’nin kirliliği ile ilgili yakın dönemde pek çok kuruluş ve kişi fikir beyan etti, çalışma yaptı. Hemen her fikir beyanında, her çalışmada; “dereler” başlı başına sorunun parçası olarak sayıldı. Elbette suyun akışı denize doğru fakat akışta değil de düşünüş tarzında bir terslik yok mu? Binlerce yıldır aynı körfeze akan bu dereler nasıl oldu da bir kirletici haline geldi? Yani doğa deli mi kendi ölüm fermanını yazarak kendisini kirletsin?

Biz insanlar doğaya bakarken, onu yorumlarken, onu izlerken ve anlamaya çalışırken kendi kusurlarımızı çoğu kez doğaya yansıtıyoruz. Bu iş ne zaman başladı derseniz, 2 milyon yıl önce ilk taşı yontuğumuzda, 73.000 yıl önce ilk resmi çizdiğimizde derim. Sanat bir çeşit yansıtma değil mi? Hepsi gördüklerimizin, işittiklerimizin “öyle” olmadığını anlatmak için değil mi? Çok uzun süredir doğayı şekillendiriyoruz. Çok eskiye gitmeden meseleye dönecek olursak, Fethiye Körfezi’ni kirleten dereler suçlu mu ve gerçekten hep orada mıydılar?

Fethiye’deki dereler

En bilinenin ismi T2, “T” tahliyenin T’si, 2 de ikinci olmasından kaynaklı (“T”den eminim, fakat “2” kısmının öyle olduğunu tahmin ediyorum). T2 deresi şimdi DSİ binasının yanında yer alan, ölçek olarak en geniş derelerimizden biri. Bütün kenti baştan aşağı dolaşarak körfeze ulaşıyor. Star Wars filminin karakterlerinden birisiymiş gibi bir ismi var. Aslında bu isim metaforu kimliğini de ele veriyor. İnsan eliyle dizayn edilmiş bir dere. Akış yönü bu değil. Geçmişte, şimdi denizle buluştuğu yere hiç ulaşamamış. Bir grup aklı evvel üzerinde çalışıp, hesaplamalar yapıp, binlerce yıldır başka yerde akan dereye “artık sen buradan akacaksın ve adın T2 olsun” demiş. Şaka mı? Değil, gerçek. Aslında T2; Fethiye Körfezi’nde bugün denize ulaştığı yere boşalmaması gereken bir dere. Fakat şimdi körfezi kirletme konusunda liste başı. Hep birlikte, körfezin kirliliği hakkında konuşurken, körfezin yat taşıma kapasitesi hakkında yorumlar yaparken, T2 başta olmak üzere hep körfeze akan derelere atıfta bulunuyoruz. Elde var bir; Fethiye Körfezi’ne akan bu dereler bugün aktıkları yerde akmıyorlardı.

Murt Deresi

Çalış’ta Murt Deresi de şehrin diğer yanını baştanbaşa dolanarak en nihayetinde Şat Burnu’nda denizle buluşuyor. Peki, o dere binlerce yıldır, gerçekten denizle Şat Burnu’nda bugünkü gördüğümüz şekliyle mi buluştu? Ne yazık ki hayır. Yine dere ıslahına girişenler, hiç ummadıkları ve muhtemelen bugün hiç istemedikleri bir sonuçla karşılaştılar. İki dereyi birleştirerek hem körfeze ulaşan alüvyonun miktarını arttırdılar hem de deltanın bir kuş cenneti oluşturacak biçimde şekillenmesine yol açtılar. Eh bu da şehir merkezinin en değerli yerlerinden birinin koruma altına alınmasıyla sonuçlandı. Tahmin ediyorum ki şehir merkezinde olup da artık alınıp satılamayacak nadir yerlerden biri olan Çalış Kuş Cenneti’nin bu korunaklı hali bütün rantçıları üzüyordur.

1961 yılında yayımlanmış bilimsel bir makalede yer alan bu karmaşık harita (1), Koca Çay’ın denizle bağlantısının yönü değiştirilerek Çerçi Çay’ına bağlandığını ve Murt Deresi olarak bildiğimiz derenin bu iki çayın birleştirilmesiyle denize ulaştığını gösteriyor. Yani anlayacağınız; bir dere, Koca Çalış tarafından açık denize akarken, ıslah edilesi gerekmiş ve o bölgede tek bir dere körfeze ulaşırken, iki dereyi birleştirelim, bir tanesi az alüvyon taşıyor, böyle çok daha iyi olur demişler. Islah ne güzel bir şey değil mi?

Derelerin betonlaşma dönemi

80’lerde Murt Deresi’nde arkadaşlarımla düşük pikselli bir fotoğraf

T2, baştan beri taşla örülmüş duvarlara sahip. Bu o dönemin ruhunu biraz yansıtıyor. Hala bir miktar doğayla bağı kopmamış gibi hissettiriyor. Bu hislerin çok ötesinde biraz da gerçek. 80’lerde çocukluğumun geçtiği Dolgu Sahası’nda, şimdi Salı Pazarı’nın kurulduğu yerde hala kocaman bir bataklık vardı. Bataklığın (siz yer altı suyu diye okuyun) T2 ile kesiştiği noktalar olurdu ve bu taş blokların geçirgenliği sayesinde inanılmaz bir canlı çeşitliliği olurdu (siz bunu sivrisinek diye düşünmeyin). Şehrin ortasındaki bu bataklıkta kimler vardı kimler… Baharda yoğun bir leylek grubu gelir konardı bataklığa. Artık şehir içinde karşılaşmanın mümkün olmadığı Dikenli Kelerler (Laudakia stello) bütün bataklığın bekçileri gibi dolaşırlardı taşların üzerinde. Kırlangıçlar, göç mevsimleri geldiğinde sürüler halinde T2’nin üzerinde turlar, sinekleri avlarlar, yalıçapkınları T2’nin içerisine dolanan yavru kefallerin peşinde uçuşurlardı suyun hemen üzerinde. Çizgili Kaplumbağalar (Mauremys rivulata) o kadar çoktular ki, birbirlerinin üzerine çıkıp güneşlenirlerdi güneşli günlerde. Şimdi şehri terk etmiş olan yusufçukların kaç çeşidi o bataklığı renklendirdi hatırlamıyorum… Hep hayıflanırım, bir fotoğraf makinem olsaydı o tarihte ve size gösterebilseydim kanıtını; pelikanlar uğrardı bahsettiğim bataklığa ara sıra. Yitip gittiler.

Diğer derelerin taş duvarları hiç olmadı. Onlar kendi zamanlarının ruhunu bugüne yansıttılar. Fethiye Körfezi’ni besleyen irili ufaklı diğer küçük dereler, görece olarak yakın zamanda, 90’larda başlayan betonlaşma furyasından nasiplerini aldılar. Her biri ıslah projeleriyle betonla çerçevelendiler. Islah operasyonu uzun yıllara yayılarak istinasız her bir dere için itinayla, büyük proje tanıtımlarıyla gerçekleşti. Bu tanıtımlar dere ıslahının şehirleşmenin olmazsa olmazlarından biri olarak sunuldu. Bu şekilde daha şehirli ve modern olacağımız söylendi. Çünkü “beton” modernizmin alametifarikasıydı. Oysa şimdi anlıyoruz ki, bizim suya ihtiyacımız var, toprağın da suya. Bu ilişkiyi bozan kayda değer şey ise beton…

Artık Fethiye derelerinin hepsi beton ile “ıslah” edilmiş durumda. Hiçbir dere kendi yatağında akmıyor ve toprakla buluşmuyor. Çepeçevre beton ile şekillendirilmiş duvarları ile denize ulaşmış gibi yapıyor. Elde var iki. Hem yönü değiştirilmiş hem de betonla sıvanmış dereleri, körfezi kirletiyor diye suçluyoruz. Oysa “Öyle mi alay komutanı?”

Kaynakça

(1) Mehmet TOPKAYA; 1961; Fethiye Ovası Hidrojeolojik Etüdü, Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü, Ankara.

Notlar

(1) Bu ıslah meselesini, HES projeleri ile birlikte okumak lazım.

(2) Becerebilirsem, sokak hayvanları hakkındaki güncel tartışmanın da tıpkı dere ıslahında olduğu gibi antroposentrik bakışla tartışıldığı bu dönemde bir şeyler karalamayı deneyeceğim.

(3) Haklısınız, yazının 1856’daki “Islahat Fermanı” ile sosyolojik bir bağı var.

Yorum, görüş ve önerileriniz