LİKYA’DAN KURMACA ÖYKÜLER – PONÇİKLES’E MEKTUP 3 – MÜSTEAR EFSUNOĞLU
Sevgili Ponçikles,
Likya’nın en güzel kentlerinden birinde yaşıyorum. Doğası, tarihi, kültürü her an bana çok şanslı bir yerde yaşadığımı hissettiriyor. Tek derdim: benim gördüğüm bu güzellikleri diğer Telmessosluların da yeterince gördüklerine inanmamam…
Çok bereketi topraklarımız var. Ne diksen, seneye ürününü alıyorsun, hatta başka çeşitli ürünleri yetiştirebilmeye uygun bir özellikte olduğunu gururla söyleyebilirim. Buralara henüz Latin Amerika’dan domates, kahve filan gelmedi ama, tohumları gelse emin ol her yer domates tarlası olur, kahve ağaçlarıyla dolar. Şimdi sen bana “kâhin misin?” diye soracaksın, biliyorum. Eee, olsun o kadar. Kahinler kentinde yaşıyoruz ama değil mi? Geleceği okumak bizim işimiz. Bu konuda Delos’takilerle yarışırız Apollon’un izniyle…
Toprak tek başına yeterli değil, bu söylediklerimin gerçekleşmesi için iklim koşulları da çok uygun. Bir defa, yıl boyu neredeyse 300 gün Güneş gökyüzünden eksilmiyor. Hellas’ın bu konudaki yardımına minnettarız. Zaten Apollon da onun sağladığı ışıkları bize saçmıyor mu? Yılda 70 gün kadar yağmur yağar buralara. Kar nedir bilemeyiz; yüce dağların tepesine çıkmadıkça… Bazen yağmur günlerce o kadar fazla ve uzun yağar ki, toprak ana bile o kadar suyu içine çekemez, bazı yerlerde gölcükler oluşur.
Geçenlerde böyle oldu. Tam da kentin merkezindeki su yolları onca şiddetli yağmurun suyunu taşıyamadı, her yer; caddeler ve sokaklar su içinde kaldı. İnsanların, her yere park edilen o iki tekerlekli atlı arabaları suda kalmaktan kurtarmak için canları çıktı desem yeridir. Yılda birkaç kez oluyor ama olunca da çok zarar veriyor. Agoranın alçak bölümlerindeki dükkanları da su basmış, ertesi gün herkes bunu konuştu durdu. Sadece kent merkezi değil, Karmylassos da bu konuda en ızdıraplı bölgelerden biri. Ovayı su basınca hayat olumsuz etkileniyor orada. Symbola’nın sokakları da vadiden kopup gelen sel sularının altında kalmıştı geçen yağmurlarda.
Bazen insan çaresiz kalıyor. “Neden tedbir alınmadı?” diye sorma! Kentin altyapısı taa Perslerden beri değişmedi. Yollar aynı yol, sokaklar aynı sokak ama nüfus arttıkça artıyor. Hani sana Tiyatro’yu anlatmıştım ya! Halk Meclisinin aylık toplantılarına katılması gereken ergin ve sağlıklı erkek nüfusa tiyatronun oturakları yetmiyor. İnşa edildiği günkü meclis üyeleri sayısını nerdeyse ikiye katlamışız. Kapasite yetmiyor şimdi.
Bu güzel kent son zamanlarda çeşitli nedenlerle o kadar fazla göç aldı ki, şaşarsın. Metropollerdeki yaşam zorlukları, iklim, yaşam kolaylığı, huzur ve diğer nedenlerle Telmessos insanları sanki mıknatıs gibi çekiyor. Özellikle de üçüncü yaş kuşağı burada yaşamayı seçiyor. Kent planı yetersiz kaldı. Herkes merkeze yakın bir yerlerde evini kurmak istediği için başta kent içi ulaşımı olmak üzere birçok konuda sıkıntılar var. Diyeceğim: altyapı aynı ama, üstyapı giderek büyüyor. Su ve kanalizasyon şebekeleri yetersiz kalıyor…
Ziraat alanlarına bile ev yapmaya başladılar, anla artık! Böyle giderse var olanlara bir de yiyecek bulamamak gibi yaşamsal bir sorun daha eklenecek. Sular da kirleniyor böyle kontrolsüz nüfus artışı ile… Telmessos iç limanının alüvyonlarla dolmasına alışmıştık ama şimdi başka atıklar da denizi kirletiyor. Ya ona ne demeli?
Yanlış bir şey söylemek istemem ama, bu kente sonradan gelip yerleşenlerin mevcut doğal, tarihsel ve kültürel değerlerine saygı ile sahip çıkmalarını beklemek hepimizin hakkı. Oysa, özellikle ticaret yapmak ve para kazanmak amacıyla buraya gelenlerin bir kısmında bu duyarlılığı ne yazık ki göremiyoruz.
Ponçikles,
Dedim ya, bu güzel kenti bu hale gelmeden çok önce korumak ve olası tahribatlara izin vermemek gerekirdi. Bu saatten sonra “daha fazla tahrip olmasın” diye dua edeceğiz sanırım.
Neyse, mektuplarımdan sıkılmıyorsun umarım. Sana içimi dökmek bana iyi geliyor. Aslında bunları bir duvar gazetesinde yazmak vardı ama kilometrelerce uzunluğunda duvar yapmak gerekir diye bu fantezimden vazgeçiyorum.
Sağlıcakla kal Ponçikles, Apollon’a emanet ol…




