LİKYA’DAN KURMACA ÖYKÜLER – PONÇİKLES’E MEKTUP 2 – MÜSTEAR EFSUNOĞLU

Sevgili Ponçikles,

Nereden nereye?

Bir zamanlar tabletlere – taşlara – duvarlara yazılar kazıyıp, aklımızdakini, fikrimizdekini gelene geçene anlatırmışız. Bak, teknoloji ne kadar gelişti? Sana bu mektubu koca bir tablete yazıp, özel müvezzi ile gönderebilirdim. Apollon bilir, kaç ayda hazırlar, eline ulaştırırdım. Şimdi parşömene döşenip, boru gibi kıvırıyorum, üzerine biraz balmumu mühürü koyup, hoppala posta güverciniyle gönderiyorum. Şaka yapıyorum; hiç güvercinle koca mektup gider mi? Bizim Xntabura var, Pille’nin oğlu. Gymnasium’dan sonra girdiği sınavda Yüksek Gladyatör Okuluna puanı yetmeyince posta müvezziliğine başladı. Mektupları ve özel kargoları birkaç dinar karşılığında o götürüp getiriyor atının sırtında…

Tabletler, taşlar dedim de aklıma geldi. Geçen Pazar günü arkadaşlarla Oinoanda’ya gezmeye gittik. Yorucuydu o koca tepeye tırmanmak ama, başardık. Telmessos’a geldiğinde seni mutlaka Oinoanda’ya götüreceğim, söz veriyorum çünkü mutlaka görmen gereken bir şey var orada. Geçen ayki Likya Birliği Parlamentosunun toplantısında da sözü edilmiş. Telmessos’un Birlikteki temsilcileri anlattılar: kentin sakinlerinden Diogenes isimli bir filozof kentteki büyük duvara metrelerce uzunluğunda yazılar döşemiş. Epikür’ün öğretisini anlatan yazılar bunlar! Gitmişken Diogenes ile de tanıştık. Çok çelebi bir adamcağız. Bize Epikür’ün felsefesi hakkında bilgiler verdi. Çok şaşırdığımı söylemem lazım. İnsanların mutluluğu hayatta aramaları gerektiğini savunan felsefi anlayışı bu devirde çok cesurca bulduğumu söylemeliyim. Sizin oralarda Epiküristler var mı Ponçikles? Herakleitos mesela? Ben onu da hayranlıkla okuyorum, bilesin…

Bizim Pazar günkü gezinin sportif bir etkinlikten felsefik bir etkinliğe dönüverdiğini kolaylıkla tahmin edebilirsin. Saatlerce duvarları okuduk. Okudukça şaşırdık, heyecanlandık, düşündük, sorguladık. Biliyor musun, Likya’da yaşamak gerçekten de çok keyifli. Adeta her taşın kendine özgü bir hikayesi var. İnsan keşfetmekten bıkmıyor.

Aylar önce Telmessos’un üst konsülü, papirüslerin üzerinde kayda alınan bu hikayeleri ve Telmessosluların yazdıkları diğer belgeleri halkın bilgilenmesi için sergilemeye karar vermişti. Sahilde bulunan bir yapıyı da bu amaç için tahsis etti. İşin uzmanı olan eski bir Likya Parlamentosu temsilcisi, kişisel girişimleriyle bütün Teke Yarımadasına örnek olacak bir çalışmayla konsülün tahsis ettiği yapıyı halkın kullanabileceği bir kültürhane ve parşömen müzesine dönüştürdü. Hatta, bizim Radyopolisli zengin Opramoas’tan bir gram para bile almadan –ki, Opramoas kentlere binlerce dinarlık yardım yapıp, nice mimari eserleri onaran, yeniden yapan bir şahsiyettir- sağladığı desteklerle bu işi başardı. Telmessos’a geldiğinde seni orada ağırlamak benim için büyük bir zevk olacak…

Gerçi, sizin Efes’te Vali Celsus onuruna yapılan kütüphaneniz de çok görkemli bir yapı, hatta İskenderiye’den sonra en tanınmış kütüphane diye biliniyor ama bizimki bu topraklardaki ilk “parşömen müzesi” olma özelliğini taşıyor. Haliyle, insan gurur duyuyor…

Ponçikles, sizin İyonya’da Likya Birliğine benzer, kentler arası dayanışmayı ve güç birliğini gözeten bir federasyon var mı? Varsa bana gelecek mektubunda biraz bilgi verir misin? Çok merak ediyorum. Bizim federasyon sayesinde “demokrasi” diye bir kavram tartışılır oldu buralarda.

Demokrasi, halkın yasaları müzakere etme ve yasal düzenlemelere karar verme yetkisine (doğrudan demokrasi) veya bunu yapmak için yönetim görevlilerini seçme yetkisine (temsili demokrasi) sahip olduğu bir yönetim biçimiymiş. Hepimiz çok sevdik bunu. Bizim federasyonda kentler nüfusa oranla belirlenen sayıda temsilci seçip, birliğin Patara’daki binasında yapılan toplantılara gönderiyorlar. Telmessos, orta büyüklükte bir kent olduğu için 2 temsilci ile parlamentoda yer alıyor. Xanthos, Pınara, Tlos, Patara, Olympos ve Myra büyük kent olduğu için 3 temsilcileri var. Coğrafya kitabının yazarı Strabon, Likya Federal Birliğine 23 kentin katıldığını söylüyor.

Birliğin bir anayasası var. İlginç olan; bu anayasanın bütün maddelerinin herkes için eşit, adil ve özgürlükçü bir anlayışla hazırlanmış olması, siyasal katılım, siyasal temsil ve yurttaş haklarının özenle ve herkesin yararına olacak şekilde düzenlenmesi…

Ponçikles, bu çağda bu anlayışla yönetilen başka bir ülke biliyor musun? Sizin İyonya’da bile bu kadar mükemmeli ve demokrasi kavramına uygun bir yönetim olduğunu zannetmiyorum.  

Bence önemli olan bir başka konu; bu birliğin ve anayasasının sürekli ve sürdürülebilir olması. Şu anda her şey mükemmel görünüyor, çünkü Likya’da sınıflar arasında büyük uçurumlar yok. Bizde “köle” diye adlandırılan sınıf: diğer ülkelerden farklı olarak, sadece ev ve çiftlik işlerinde yardımcı olan emekçiler. Yine ilginç bulabilirsin; Bay Opramoas gibi Roma’dakilerden bile daha zengin olan kişiler kazandıkları servetlerinin büyük bölümünü Likya kentlerinin ve Likyalıların ihtiyaçları için harcıyorlar. Bu da farklı sınıfların birbirine yaklaşmasını sağlıyor.

Uzun lafın kısası Ponçikles, biz özgürlükçü ve topluluk temelli toplum yaşantısını seviyoruz. Özgürlüğümüz ve bağımsızlığımız uğruna gerektiğinde toplu halde canımızı bile vermeye hazır bir halk olduğumuzu Heredotus’un o ünlü tarih kitabında okumuşsundur muhakkak…

Apollon bilir, bundan birkaç bin sene sonra belki başka halklar da onurlu ve özgür bir yaşam için bizi örnek alırlar.

Bizi nereden mi bilecekler? Ponçikles yukarıda anlattım ya! Gelecekler bizim kültürhane ve parşömen müzesine, okuyacaklar belgeleri ve feyz alacaklar demokrasimizden…

Gelecek mektubumda yine sana aklıma gelen Telmesos dedikodularını yazarım. Şimdi bunu balmumuyla mühürleyip, posta müvezzi dostum Xntabura’ya yetiştireyim.

Şimdilik sağlıcakla kal. Apollon sana liri ile güzel şarkılar çalsın, Güneşin ışıklarıyla seni aydınlatsın …

1

Yorum, görüş ve önerileriniz