İTALYAN GENELKURMAY BAŞKANLIĞI ASKERÎ TARİH DAİRESİ ARŞİVİ (AUSSMEE)
ANADOLU’DAKİ İTALYAN SEFERBERLİK KUVVETLERİ (1919-1922)
HELLEN KIZILHAÇ’I MAKRİ’DE – DERLEYEN: TUNÇ TOKAY
Giovanni Cecini Makri’nin durumu, İtalyanların işgali altındaki diğer sahil yerleşimlerinden daha kötü değildi, ancak en kötüsü henüz gelmemişti. 6 Ağustos saat 21.00’de şehrin garnizon komutanı Yüzbaşı Riccardo Faccioli, Rodos’a bir telgraf çekerek, o gece, ya da en geç ertesi sabah Makri’ye Hellen Kızılhaç’ına bağlı askerlerin çıkarma yapacağı haberini aldığını bildirdi. Türk halkı bu habere büyük bir heyecanla karşılık vererek çıkarmayı engellemek için hazırlıklara girişmişti. İtalyan garnizonu, şehirde ciddi bir karışıklık beklediğinden, ne yapılması gerektiğine dair talimat istedi. Rodos’tan gelen ani bir yanıtla Sagittario torpidobotu bölgeye gönderildi.
Hellen Kızılhaç’ı’nın Makri’ye gelişi, aslında bir aydan uzun süredir devam eden çalkantılı bir sürecin son perdesiydi. Haziran sonlarında Battistoni, Roma hükumetine Makri’de bir Yunan sağlık biriminin bulunduğunu, ancak bunun hem Türk halkı hem de yerel ileri gelenler tarafından hoş karşılanmadığını bildirmişti. Üstelik, bu misyonun üyelerinin yıkıcı faaliyetlerde bulunduğuna dair ciddi şüpheler vardı. Bu nedenlerle Osmanlı yetkilileri tarafından defalarca sınır dışı edilme emri alan misyon, üyelerinin güvenliğine yönelik olası tehditler nedeniyle İtalyan makamlarından koruma talep etmişti. Battistoni’ye göre bu birim gereksizdi, zaten bölgede halk tarafından sıkça kullanılan ve takdir edilen bir İtalyan sağlık birimi mevcuttu. Bunun üzerine general, tahliyeyi sağlamak için Makri’ye bir torpidobot gönderdi. Ancak Yunanlılar, Hellen birliklerinin gelmesi umuduyla görevlerini terk etmeyi reddettiler.
Battistoni, bu durumda Atina hükumeti nezdinde girişimde bulunularak söz konusu sağlık personelinin İtalyan işgal bölgesinden çekilmesinin uygun olacağını belirtti. La Consulta (Dışişleri) ise, nezaketen, işgal bölgesindeki yabancı misyon ve temsilcilerin ikametine engel olunmaması gerektiğini, (AUSSME, E-3, b. 7, f 7/6 c, Battistoni’nin Faccioli’ye (AUSSME, E-3, b. 7, f 7/6 c, Battistoni’nin Faccioli’ye 1 Temmuz 1919 tarihli mektubu) ancak bunların tam listesinin Roma’ya iletilmesinin şart olduğunu bildirdi. Askeri komutanlıkların tespitine göre, bölgedeki kayda değer misyonlar Makri ve Bodrumdaki Hellen Kızılhaç birimleriydi. Bunlardan, en kısa sürede hangi otorite tarafından gönderildiklerini ve görev tanımlarını açıklayarak resmi durumlarını düzeltmeleri istendi.
Genel olarak, İtalyan birliklerinin bu misyonları koruma yükümlülüğü yoktu; ısrarla kalmalarından doğabilecek sorunlardan misyonun kendisi sorumlu olacaktı. Yüzbaşı Faccioli’nin ısrarı üzerine Battistoni, Roma’dan gelen “duruma müdahil olmama” talimatına rağmen, bu konuda alınacak herhangi bir kararın yetkisini yalnızca Kaymakam ve Belediye Başkanı Osman Bey’e bıraktı. Görevleri gereği, misyonun geleceğine ilişkin nihai kararı verebilecek olanlar onlardı:
“Eğer Hellen Kızılhaç’ının varlığı kasabada gerekli değilse ve istenmiyorsa, bu durumu ve uzaklaştırılmasını talep ettikleri gerekçeleri yazılı olarak beyan etsinler. Bu Komutanlık, Makri halkının arzusunu ilgili makamlara iletme görevini üstlenecektir.” (AUSSME, E-3, b. 7, f 7/6 c, Battistoni’nin Faccioli’ye 1 Temmuz 1919 tarihli mektubu.)
Eğer şiddet olayları yaşanırsa, bu durumda Seferberlik Kuvvetleri mensupları yalnızca misyon üyelerini korumakla kalmayacak, aynı zamanda Türk yetkililerle iş birliği içinde (eğer görevlerini yaparlarsa) veya onlara rağmen (eğer görevlerini ihmal edip kargaşaya sebep olurlarsa) genel kamu düzenini sağlayacaktı.
General, Hellen Kızılhaç’ına karşı da aynı kesin tavrı sergiledi: “Misyonun kalması, yalnızca öne sürdükleri tehlikelerin abartılı olduğunu düşündürmekle kalmıyor, aynı zamanda insani bir görev yerine başka amaçları olduğunu düşündürüyor” (AUSSME, E-3, b. 7, f 7/6 c, Makri Hellen Kızılhaç’ına 29 Haziran 1919 tarihli telgrafı).

HELLEN KIZILHAÇ’I’NIN TÜRKLERE KARŞI PROVOKASYONU
Bu gerekçelerle Battistoni, gerektiğinde sert önlemler alacağını ancak huzurun sağlanmasına yardımcı olmayanlara karşı anlayış göstermeyeceğini açıkça belirtti.
Temmuz başlarında, Rumeli vapuruyla Rodos’a ulaşan dört Hellen Kızılhaç’ı üyesi – Doktor Nikitas Dimitri, görevli Tsamados ve iki asker – Makri’deki Türk yetkililerince geri gönderilmişti. Kendi üstlerinin emirlerine aykırı olarak silah taşıdıkları tespit edilen bu kişilerin silahları Türklerce alınmış ve ancak ayrılırken iade edilmişti. Dimitri ise Türk makamlarına karşı “provokatif tutumu” nedeniyle sınır dışı edilmişti. Makri’de halen altı Hellen Kızılhaç’ı üyesi kalmıştı: Teğmen Doktor Nicolas Manolas, bir başçavuş ve dört asker.
Battistoni, Temmuz ortalarında misyona yönelik şiddet ihtimali durumunda koruma sağlayacağını bildirdi. Ancak Osmanlı egemenliğine saygı gereği, Türk makamlarının kamu düzenini tehdit ettiği gerekçesiyle misyonu tamamen sınır dışı etme hakkını kullanmasını engelleyemeyeceğini, zira İtalyanın Yunan misyonuna karşı yasal yükümlülüğü bulunmadığını vurguladı. Bununla birlikte yerel yetkililere, İtalyan birliklerinin, kimseye karşı hakaret içeren eylemlere göz yummayacağını iletti.
Generalin raporuna göre Yunanlılar sıklıkla asılsız tehlikelerden şikâyet ediyorlardı. Örneğin Teğmen Manolas’ın yaralandığı iddiası gerçeği yansıtmıyordu; Manolas’ın sadece üniforması, misyon binasına girmesini engellemeye çalışan dört Türk askerinden birinin süngüsüyle yırtılmıştı. Ayrıca misyonun tıbbi yardımları, önemsiz ve şu anda tamamen yok denecek düzeydeydi. (AUSSMEE, E-3, b. 7, f 7/6 c, Battistoni’nin Tittoni’ye 23 Temmuz 1919 tarihli telgrafı.) Yaygın kanıya göre asıl amaç, Venizelos yanlısı siyasi propaganda yapmaktı. Nitekim çıkarma sırasında Osmanlılar, Venizelos’un faaliyetlerini destekleyen büyük miktarda gazete ve broşür ele geçirmişlerdi. Fakir halka sürekli giysi (kumaş ve ayakkabı) dağıtımı da bu amaca hizmet ediyordu. Gerçekte misyonun yapısı bile operasyonun ne kadar gerçekçilikten uzak olduğunu gösteriyordu: 1 doktor subay, 1 eczacı astsubay ve birkaç sağlık askerinden oluşan ekip tıbbi malzemeden yoksundu. Öyle ki 23 Temmuz’da İtalyan sağlık ocağına çoğu Rum, 127 hasta başvurmuştu. (AUSSMEE, E-3, b. 7, f 7/6 d, Faccioli’nin Battistoni’ye 23 Temmuz 1919 tarihli telgrafı).
Durum hiç de sakin değildi; aksine huzuru bozan olaylar giderek artıyordu. Ağustos başlarında Makri Karakol Komutanı Jandarma Başçavuşu Attanasio Sesano, adı geçen bir Hellen askeri tarafından işlendiği iddia edilen bir tecavüz olayını araştırmakla görevlendirildi.
HELLEN KIZILHAÇ’I’NIN DÖNÜŞÜ VE KANLI ÇATIŞMA
“Yanni” adlı bir Yunan askerinin, 14 yaşındaki hemşerisi ve kasabanın çamaşırcısı Annina’ya tecavüz ettiği ortaya çıkarıldı. Genç kız, utançtan veya hamile kalma korkusundan kibrit suyunda eritilmiş kükürt içerek intihara teşebbüs etmişti. (AUSSME, E-3, b. 7, f 7/6 e, Sesano’nun Faccioli’ye 2 Ağustos 1919 tarihli raporu). Bu olaylar, Hellen Kızılhaç’ı’nın (Rodostaki Rumeli vapuruyla) toplu halde geri dönme ihtimali haberi üzerine Türk sivil halkında nasıl bir endişe yarattığını ve savunma hazırlıklarına yol açtığını anlamayı kolaylaştırıyor.

7 Ağustos sabahı, beklenen Yunan vapuru Rumeli ile Rodos’tan gönderilen İtalyan birimleri – M.A.S. III ve Sagittario torpidobotu – kısa aralıklarla limana girdi. Yüzbaşı Faccioli, Müslüman ve Ortodoks halkı Türklerden gelebilecek şiddetli misillemeler konusunda uyarmak için sabah boyunca elinden geleni yaparken, Doktor Yüzbaşı Giovanni Carossini de İtalyan sağlık ocağına gelen çok sayıda hastaya aynı şekilde telkinde bulundu. Faccioli, tedbir olarak, alarm durumu için talimatlar yayınladı. Ayrıca, yaklaşık 50 Türk askerinin toplandığı liman çevresine iki devriye gönderdi. Bu askerler, o sabah kasaba dışında olan Teğmen Ridvan Bey‘in yokluğunda Makri piyade birliğinin geçici komutanı Piyade Çavuşu Memet’in emrindeydi.
Saat 09:30’da Faccioli, kamu düzeninin sağlanması konusunda anlaşmak için kaymakamı ziyaret etti. Kaymakam, bağlı olduğu jandarmalara gerekli emirleri verdiğini ve Yunanlıların karaya çıkmasına “izin verme” talimatı aldığını söyledi. Bu görüşmenin ardından İtalyan yüzbaşı, verdiği emirlerin uygulanıp uygulanmadığını kontrol etmek için hızla liman meydanına gitti. Saat 10:30 sıralarında, Başçavuş Sesano ile birlikteyken, Hellen Kızılhaç’ı’ndan Teğmen Doktor Manolas‘ın gümrük iskelesine doğru geldiğini gördü. Manolas, Rumeli vapuruna gitmek için bir sandala bindi, ancak iskeleden ayrılmadan Türk Çavuş Memet ve adamları tarafından geri çağrıldı. Doktor, kaymakamın izniyle Yunan vapurlarına binebileceğini söyleyerek direndi. Tartışma büyüyünce, Memet Çavuş sandalcıya tüfeğinin dipçiği ile vurdu ve Manolas’ı da iterek sol koluna dipçik darbesi indirdi.
Olay yerine koşan Faccioli ve Sesano, Manolas’ın sandaldan inip meydana doğru birkaç adım attıktan sonra aniden dönerek tabancasını çekip havaya iki el ateş ettiğini gördü. O anda Türk askerleri tarafından karşı ateş açıldı, Yunan teğmen göğsünden ve kafasından vuruldu. Olaylar o kadar hızlı gelişti ki, Faccioli koşarak müdahale etmeye çalışsa da Manolas’ın cansız bedeniyle karşılaştı. (AUSSME, E-3, b. 7, f 7/6 f, Sesano’nun 7 Ağustos 1919 tarihli raporu).
İTALYAN SUBAYIN MÜDAHALESİ VE SORUŞTURMA
İtalyan subay hemen ateş açan askerlerin önüne geçerek silahlarını indirme uyarısı yaptı ve İtalyan askerlerinin meydanın tüm çıkışlarını tutmalarını emretti. Birkaç dakika içinde Manalos’ın naaşı Hellen misyonuna taşınırken, silah seslerini duyarak olay yerine bisikletle gelen Doktor Yüzbaşı Carossinin ölümü teyit etmesi üzerine Yunan sağlık birimine götürüldü.
Bu acı olayın haberi hızla şehre yayıldı ve özellikle Rum nüfus arasında büyük infiale yol açtı. Kışladaki İtalyan birlikleri derhal olay yerine intikal etti ve kilit noktalara makineli tüfekler yerleştirilerek güvenlik önlemleri alındı. Bu tedbir, Faccioli’ye Rumların, Türklere ve İtalyanlara karşı misilleme yapabileceği istihbaratının ulaşmasıyla daha da kritik hale geldi. Alınan önlemler sayesinde şehirde başka bir olay yaşanmadı.
Askerî savunmayı düzenledikten sonra Faccioli, Doktor Yüzbaşı Carossini ile birlikte Sagittario torpidobotuna geçerek gemi komutanı Deniz Yüzbaşısı F. Zezi ile görüştü. Karaya döndüklerinde, kaymakamla bir soruşturma başlatmak üzere hemen harekete geçtiler.
Soruşturma Süreci
Saat 13:30’da kaymakamın ofisinde başlayan soruşturmaya şu kişiler katıldı:
- İtalyanlar: Faccioli, Carossini, Deniz Yüzbaşısı Zezi
- Osmanlı Yetkililer: Kaymakam, Savcı Ali Haydar Bey, Piyade Yüzbaşısı Ahmed Hamdi
- Yunan Temsilci: Dr. Nicitas Dimitrin (o sabah Rumeli ile gelen)
- Gözlemciler: Jandarma Başçavuşu Sesano Yunan askerleri davete rağmen katılmadı ve Rum tanık bulunamadı. İfadeler, İtalyan ve Türk askerleri, liman görevlileri ile yerel ileri gelenlerden oluşan 20 tanıktan alındı.
Kilit Tanık İfadeleri Piyade birliğinden Çavuş Mehmet’in, emrindeki askerlere “Teğmen Manolas’ın ateşi açması halinde karşılık verme” talimatı verdiği anlaşıldı. Bu emir, üstü Piyade Teğmeni Ridvan Bey’den defalarca almış olduğu “Yunan vapurlarına iniş-binişi engelleme ve silah kullanılırsa misilleme” direktifine uygundu. Çavuş, Manolas’ı önce sözlü uyarıyla, sonra silah zoruyla durdurmaya çalıştığını, ancak kendisinin önce ateş açmadığını, askerlerinin emir gereği tepki verdiğini vurguladı. Manolas’ın tabancasını çekmesi, askerlerin “üstlerinin güvenliğini tehdit” algılamasına neden olmuştu. (AUSSME, E-3, b. 7, f 7/6 f, Memet Cavuş’un hakkında 8 Ağustos 1919 tarihli rapor.)
SORUŞTURMANIN SONUÇLANMASI VE CENAZE TÖRENİ
Liman komiseri, kaymakamdan aldığı “Yunanlıların karaya çıkmasına izin verilmesi” emrine rağmen, Çavuş Mehmet’in farklı davrandığını ifade etti. Ancak bu durum, askerin yaklaşımını değiştirmedi.
8 Ağustos saat 14:30’da soruşturma tamamlandı. Yunan misyonunun tüm üyeleri, İtalyan jandarmalarının eşliğinde Sagittario ve MAS III tarafından sağlanan sandallarla Rumeli vapuruna bindirildi. İfadeler Türkçe ve İtalyanca olarak kaydedildi. Toplantıya katılanlar (Yunan doktor hariç) her iki kopyayı da imzaladı. Doktor Dimitrin, misyonla acilen ayrılmak zorunda kaldığından soruşturma raporunu beklemedi ancak “suçluların tespitinde adil ve tarafsız davranıldığına” dair imzalı bir beyan verdi. Belgeler, Gallipoli posta vapuruyla 7 AUSSME, E-3, b. 7, f 7/6 f, Memet Cavuş’un hakkında 8 Ağustos 1919 tarihli rapor. Roma’daki La Consulta, Yüksek Komutanlık, İstanbul’daki Yüksek Komiserlik ve Atina Askerî Ataşeliği’ne gönderildi. (AUSSME, E-3, b. 6, f. 6/2 b, Bergera’nın Yüksek Komutanlığa 13 Ağustos 1919 tarihli telgrafı).
Cenaze Töreni
8 Ağustos sabahı, Manolas’ın cenazesi düzenlendi. Türk makamları, Faccioli’ye “düzeni sağlamak için gerekirse silah kullanma” uyarısında bulundu. Bu resmî açıklama, halk arasındaki gerilim ve “Türk askerlerinin cenaze alayına el bombası atacağı” söylentileri nedeniyle gerekli görüldü. Türk garnizon komutanı, olay çıkmayacağını garanti etti ve törene bir heyetle katıldı.
Cenaze, Türk ve İtalyan komutanlıklarının mutabakatıyla son derece sakin geçti. Tabut, Türk bayrağının yarıya indirilmesi ve askerî törenle taşındı. İtalyan onur birliğinin yanı sıra, Teğmen Ridvan Bey komutasındaki Türk birliği de alaya eşlik etti. Bongiovanni’nin General Paraskevopoulos‘a gönderdiği taziye mektubuna duygusal bir yanıt geldi.
Son Gelişmeler Makri’de sükûnet sağlansa da güvenilir kaynaklar İtalyan işgaline karşı bir Türk komitesinin kurulduğunu ve garnizonu bölgeden çıkarmayı hedeflediği istihbaratını veriyordu. Komitede Teğmen Ridvan Bey’in de yer aldığı belirtildi. Bu sırada, İtalyan garnizonunu 200 kişiye çıkarmak için 60 asker daha Makri’ye intikal etti.
Görev sonunda MAS III. Porto Vathy’ye, Arpia ve Sagittario ise Rodos’a gitmek üzere limandan ayrıldı. (AUSSME, E-3, b. 7, f 7/6 f, Zezi’nin 12 Ağustos 1919 tarihli Donanma Komutanlığı raporu).
İTALYAN BASKISI VE TÜRK MAKAMLARINA ÜLTİMATOM
Faccioli’nin tüm müdahalesine rağmen, 14 Ağustos itibarıyla Makri’deki Türk yetkililer Manolas’ın öldürülmesinden sorumlu olanlara karşı herhangi bir işlem yapmamıştı. Rodos’tan gelen emirle, İtalyan garnizon komutanından yerel makamlara “Anadolu’daki İtalyan Kuvvetleri Komutanlığı, Teğmen Manolas’ın öldürülmesinden sorumlu olanların derhal adalet önüne çıkarılmasını talep eder” şeklinde yazılı ve sözlü bir uyarıda bulunması istendi. (AUSSME, E-3, b. 7, f 716 f, Bergera’nın Dışişleri Bakanlığı için hazırladığı rapor).
Bergera, kaymakamdan sorumlular için “sert adalet” uygulayarak, acilen harekete geçmesini talep etti. Aynı sırada Atina’dan Caracciolo, Yunanistan’ın Manolas’ın öldürülmesinin ardından Makri’ye bir savaş gemisi göndermeyi planladığı bilgisini iletti. Bunun üzerine General Bongiovanni, 17 Ağustos’ta Yarbay Giordano‘yu Sagittario torpidobotuyla bölgeye gönderdi.
Giordano’nun Ziyareti
18 Ağustos sabahı Makri’ye varan Giordano, Doktor Yüzbaşı Carossini aracılığıyla kaymakamdan şehrin tüm sivil, askeri ve dini yetkilileriyle Hükümet Konağında görüşme talebinde bulundu. Toplantıya katılanlar: Kaymakam, Belediye Başkanı, Kadı, Askerlik Şube Başkanı, Jandarma Komutanı, Teğmen Rıdvan Bey…
Giordano kısa bir açıklamadan sonra Bongiovanni’nin mektubunu okumak üzere herkesi ayağa kaldırdı. Mektup önce İtalyanca okundu, ardından yerel tercüman Nazif Efendi tarafından Türkçeye çevrildi:
“Son zamanlarda şehrin huzurunu bozan olaylar derhal son bulmalıdır. Barış Konferansının yetkisiyle Anadolu’yu işgal eden birliklerim, kamu düzenini her ne pahasına olursa olsun sağlama emri almıştır. İtalya, mütareke döneminde kendisine tanınan tüm bu haklara dayanarak Anadolu’ya bir işgal kuvveti göndermiştir. Ülkenin sükunetini bozan herhangi bir Osmanlı yetkilisi derhal görevden alınacaktır. Halkı kışkırtarak huzuru bozan herkes askeri mahkemelerimiz önüne çıkarılacaktır. Makri’de de diğer işgal altındaki Anadolu şehirlerindeki gibi düzen ve sükunetin hüküm sürmesini istiyorum. Ağustos’ta işlenen suçun faillerinin tespiti ve cezalandırılması için adaletin derhal tecelli etmesi gerekmektedir. Unutulmasın ki Anadolu’nun nihai kaderini yalnızca Barış Konferansı belirleyecektir ve bu konferans hiçbir şekilde hangi taraftan gelirse gelsin tehditlerden etkilenmeyecektir. Müslüman yetkililer ve halk, tekrarlanan olayların kendilerine büyük zararlar vereceğini ve ülkelerini yıkıma sürükleyeceğini iyi anlamalıdır…”
İTALYAN ÜLTİMATOMUNA TÜRK TEPKİSİ VE TOPLUMUN DURUMU
Giordano’nun okuduğu mektupta, İtalya’nın işgal politikası net bir şekilde ortaya konuldu:
“Mütareke döneminde Müttefiklerin aldığı tüm tedbirler geçicidir. Barış Konferansının nihai kararlarını sükunet ve onurlu bir şekilde beklemelisiniz. İtalya’nın Anadolu halkına duyduğu sempati ve insaniyetperverlik ortadadır. Emirlerimin tek amacı ülkenizin refahıdır. Anadolu halkının sağduyusuna ve vatan sevgisine güvenim tamdır. Makri’nin huzura kavuşması için yetkililerin ve halkın işbirliği yapacağına inanıyorum.” (AUSSME, E-3, b. 7, f 7/6 f, Bongiovanni’nin 17 Ağustos 1919 tarihli mektubu).
Türk Yetkililerin Yanıtı
Giordano, Türkçe mektup nüshasını kaymakama teslim ederek yazılı yanıt istedi. Yerel yetkililer nezaketle karşılık verdi ve ” Komutanın isteklerine uyma niyetinde olduklarını” belirtti. Ancak öğleden sonra gelen resmi yanıt, Manolas’ın ölümünü “talihsiz bir olay” olarak nitelendirerek adalet talebini görmezden geldi.
Ortodoks Cemaati ile Görüşme
Aynı gün öğleden sonra, İtalyan karargahında dört Ortodoks ileri geleniyle görüşüldü. Temsilciler endişelerini, Türklerin artan nefreti ve kişisel güvenlik korkularını dile getirdi. Giordano, İtalya’nın güvenlik sağlama taahhüdünü yineledi ancak “Yunan propagandası yapmamaları” uyarısında bulundu. Dışişleri Bakanı Tittoni’ye “İtalya-Yunanistan dostluğuna katkıları” için teşekkür iletildi.
Yahudi Cemaatinin Tutumu
Küçük Yahudi topluluğunun temsilcileri, İtalyan Yönetimini desteklediklerini, olası bir Yunan işgalinin bölgeyi yıkıma sürükleyeceğine inandıklarını, Hellen Kızılhaç’ı’na duydukları tepkiyi ifade ettiler.
Giordano’nun İncelemesinin Sonuçları
Giordano, incelemesini tamamladığında Makri’nin sükunete kavuştuğu sonucuna vardı ve Hellen Kızılhaç’ının dönmesi veya Yunan savaş gemisinin gelmesi halinde yaratacağı infial dışında yeni olaylar beklemiyordu. Bu durumlarda, Osmanlı yetkililerin vaatlerine rağmen ciddi karışıklıklar çıkabileceğinden endişe ediyordu, çünkü Müslüman halk silahlanmıştı. Makri’deki Türkler, Yunanlıların Küçük Asya’daki işgali ve Müslümanlara muamelesi konusunda endişeliydi ve ülkelerini Yunan işgalinden kurtarmak için savaşma niyetinde olduklarını biliyordu. Barış Konferansı kararlarına dair umutları olsa da Türklerin Yunan işgaline karşı koyacakları belliydi.
Ancak Makri’de sükûnet uzun sürmedi. 27 Ağustos’ta, yerel Genç Türkler Komitesi, Hellen askerlerinin Makri’de karaya çıkması halinde silahla direnilmesini, ancak Makri’de ikamet eden Rum ve Yahudilere dokunulmamasını öngören bir bildiri yayınladı. Aynı gün, daha önce İtalyanlarla iyi ilişkiler içinde olan kaymakam, Muğla mutasarrıfından gelen emirle Rumların her türlü karaya çıkışını yasakladığını Faccioli’ye sert bir dille iletti. Makri İtalyan Garnizon Komutanlığı, Rodos’tan talimat istedi. Seferberlik Kuvvetleri Komutanlığı, İtalyan birliklerinin kamu düzenini sağlamak için müdahale edebileceğini, Türk makamlarının bu konuda yetkili olmadıklarını belirterek, kaymakam ve mutasarrıfı uyarmaları için Sforza’nın Babıali’ye başvurmasını istedi. Ağustos sonunda Rumeli vapurunun Makri’ye sorunsuz bir şekilde yanaşmasıyla gerginlik azaldı gibi görünse de milliyetçi çetelerin propagandası ve Muğla mutasarrıfının tutumu nedeniyle şehir yeniden güvensiz hale geldi. (AUSSME, E-3, b. 7, f 7/6 f, Giordano’nun 28 Ağustos 1919 tarihli istihbarat notu).



