NEDİR BU KENT KONSEYİ? – NACİ DİNÇER

Bir süredir Fethiye Kent Konseyi’nin Başkanlığı görevini sürdürüyorum.  Üzülerek ifade etmem gerekir ki, Türkiye’de Kent Konseyleri, -kuruluş gerekçesi ve önerilen çalışma biçimi ne kadar doğru ve gerekli olsa da- yasal dayanakları ve mevzuatı gereği kanatsız ve bacaksız bırakılan, fakat uçması ve koşması beklenen bir yapıya benziyor. Oysa, “Yerel Gündem 21”in Birleşmiş Milletler’in bütün üyelerince kabul edilen ve sözleşmelerle imza altına alınarak her ülkenin kendi hukuk sistemi içerisinde tanımlanan Kent Konseylerinin, kentlerde “yönetişimde, kamu ve yerel yönetimlerle birlikte sivil toplumun temsilcisi” olarak kabul görmesi gerekirdi.

KENT KONSEYİ FİKRİ NASIL ORTAYA ÇIKTI? SÜREÇ NASIL GELİŞTİ?

1992 yılında Rio de Janeiro’da düzenlenen Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda, Dünya kaynaklarının hızla tükendiği, çevrenin kirlendiği ve yoksulluğun arttığı ve merkezi hükümetlerin bu sorunları tek başına çözemediği” saptanmıştı. Bu sorunlaraçözüm bulmak amacıyla “sürdürülebilir kalkınma” kavramı ortaya atıldı. Yani, “Bugünün ihtiyaçlarını karşılarken, gelecek nesillerin kaynaklarını tüketmemek” gerekliliği ortaya konuldu. “Küresel Düşün, Yerel Hareket Et” sloganının ortaya çıkışının nedeni de buydu…    

Konferansta Gündem 21 Eylem Programı adıyla tüm Birleşmiş Milletler (BM) üyesi ülkelerin kabul ederek imza altına aldıkları ortak bir metinle ve küresel bir eylem planı ile yerelde kurulması öngörülen Kent Konseylerinin temelleri atıldı.

Yerel Gündem 21’in, sorunlara çözüm getiremeyen klasik yönetim anlayışının yerine kamu ve yerel yönetimlerle birlikte sivil toplumun da katkısı ile oluşturulacak “yönetişim” olgusunu yeni bir yönetim biçimi olarak önermesi ve bu önerinin üye ülkelerce kabul görmesi temel bir değişimin duyurusudur.

Türkiye’nin de imzaladığı “Gündem 21 Eylem Programı” belgesinin 28. Bölümü, yerel yönetimlere tarihi bir görev verdi: “Kendi halkınızla konuşun, sivil toplumu sürece katın ve kendi ‘Yerel Gündem 21’inizi oluşturun”.

Dünyada Kent Konseylerinin kuruluş süreci, bu görevle başladı.

Türkiye, bu fikri hemen yasalaştırmadı, önce “deneme sürüşü” yapıldı. 1997 yılında IULA-EMME (Uluslararası Yerel Yönetimler Birliği) öncülüğünde Türkiye’de “Yerel Gündem 21 Programı” başlatıldı. Başlangıçta İzmir, Antalya, Bursa gibi pilot şehirlerde gönüllü platformlar kuruldu. Bu yapılar yasal zorunluluk değil, birer “kent meclisi” veya “danışma kurulu” niteliğindeydi. Sivil toplumun belediyeyle masaya oturduğu ilk ciddi deneyimler bu dönemde yaşandı.

Türkiye’de yerel yönetimler reformu yapılırken, bu gönüllü yapıların adı kondu ve yasal statüye kavuşturuldu.

2005 yılında çıkartılan 5393 Sayılı Belediye Kanunu’nun 76. Maddesinde belirtildiği üzere, “Yerel Gündem 21” felsefesi “Kent Konseyi” adını aldı. Kanun, belediyelere “Kent Konseyini kurmak ve orada alınan kararları ilk meclis toplantısında gündeme alıp değerlendirmek zorundasınız” mesajını verdi: 

Bu süreçteki en temel değişim felsefiktir:

Belediyenin karar verip, uyguladığı, halkın sadece izlediği veya oy verdiği eski yönetim anlayışı yerine, Kent Konseyi sayesinde STK’lar, üniversiteler, muhtarlar ve vatandaşların karar alma süreçlerine “ortak” olduğu yeni yönetişim anlayışı mevzuatta yerini almıştır.

Kent Konseyi; Birleşmiş Milletler‘in “Dünyayı kurtarmak için yerel halkı yönetime katmalıyız” fikrinin, Türkiye hukuk sistemindeki karşılığıdır. Bir “proje” olarak başlamış, başarısı görülünce “yasa” haline gelmiştir.

Özetle; kente dair karar veren, yetkisi ve sorumluluğu olan tüm kurum ve kuruluşlar kent konseyinin yönetişim paydaşlarıdır.

KENT KONSEYİ NEDEN ÖNEMLİDİR?

Bir ilçede kurulan Kent Konseyi, yerel demokrasinin en somut ve hayati mekanizmalarından biridir. Sadece bir “toplantı grubu” değil, o ilçede yaşayan herkesin yönetime sesini duyurabildiği stratejik bir organdır.

Kent Konseyleri mevzuatında kuruluş amaçları; “kent yaşamında kent vizyonunun ve hemşehrilik bilincinin geliştirilmesi, kentin hak ve hukukunun korunması, sürdürülebilir kalkınma, çevreye duyarlılık, sosyal yardımlaşma ve dayanışma, saydamlık, hesap sorma ve hesap verme, katılım, yönetişim ve yerinden yönetim ilkelerini hayata geçirmek” olarak tanımlanıyor.

Belediye ile halk arasında bir köprü görevi de gören Kent Konseyi’nin önemi şu ana başlıklarda özetlenebilir:

1. Katılımcı Demokrasi ve “Ortak Akıl”

Eskiden yönetim anlayışı “ben yaparım, halk uyar” şeklindeydi. Kent konseyleri bunu “birlikte yönetelim” anlayışına dönüştürür.

  • Halkın Söz Hakkı: Sadece seçimden seçime değil, her zaman yönetime katılma olanağı sunar.
  • Ortak Akıl: İlçenin sorunları tek bir bakış açısıyla değil, toplumun tüm kesimlerinin (STK’lar, muhtarlar, vatandaşlar) fikirleriyle çözülür.

2. Dezavantajlı Grupların Temsili

Kent konseylerinin en önemli farkı, toplumda sesi az duyulan kesimler için özel meclisler kurmasıdır:

  • Kadın Meclisleri: Kadınların kentsel yaşamdaki sorunlarını gündeme getirir.
  • Gençlik Meclisleri: Gençlerin enerjisini ve vizyonunu yönetime taşır.
  • Engelli ve Yaşlı Meclisleri: Bu grupların şehir hayatında karşılaştığı fiziksel ve sosyal engelleri birinci ağızdan yetkililere iletir.

3. Denetim ve Şeffaflık (Hesap Verebilirlik)

Kent konseyi, yerel yönetimin (Belediyenin) neyi, nasıl ve neden yaptığını sorgulayan bir sivil denetim mekanizmasıdır.

  • Belediye Meclisi toplantılarını izler, alınan kararların halkın yararına olup olmadığını takip eder.

4. Yerel Kalkınma ve Proje Üretimi

Kent konseyleri sadece şikâyet merci değil, aynı zamanda fikir ve proje üreten bir oluşumdur.

  • Sürdürülebilirlik: Çevre, tarihsel doku ve kültürel mirasın korunması için projeler geliştirir.
  • Stratejik Planlama: Belediyenin 5 yıllık stratejik planını hazırlarken kentin vizyonunu belirlemede önerileri ile aktif rol oynar.
  • Genel Kurulunun aldığı tavsiye kararları, Belediye Meclisi’nin ilk toplantısında gündeme alınmak zorundadır.

5. Aidiyet Duygusunu Güçlendirme

Bir ilçede yaşayan insanlar, o ilçenin geleceğinde söz sahibi olduklarını hissettiklerinde yaşadıkları yere daha çok sahip çıkarlar. Kent konseyi, “Hemşehrilik Bilinci“ni geliştirerek sosyal dayanışmayı artırır.

Kent Konseyinin örgütlenme biçimi: “yatay örgütlenme”dir.

Ancak, bunların gerçekleşmesi için temel ve gerek şart: katılımcılıktır. Kent Konseyini yönetmek ve temsil etmek için seçilenler “bilirkişi” değildir. Konseyi oluşturan delegeler; sivil toplum kuruluşları ve diğer kurum ve kuruluşların ortak akıl ile oluşturacakları görüş ve kararları (yöneticilerin kendi fikirleri ile çelişse bile) yerel demokrasinin gereği olarak yerel yönetime, ya da ilgili kurum ve kuruluşlara iletirler ve nihai kararlar ve uygulamalarda sorumluk ve görev sahibi olanların bilgi alanlarını genişletirler. Bu nedenle, konusunda bilgi ve ilgi sahibi olan kişi ve kuruluş temsilcilerinin konsey çalışmalarına katılması ve katkı vermesi önemlidir.

Kent Konseyini bir STK ya da Demokratik Kitle Örgütünden ayıran temel farklılık; bünyesinde hiçbir ayırımcılık yapmadan, her görüş ve düşünceden kişi ve kuruluş temsilcilerinin, kentin yaşamına olumlu katkılar vermek amacıyla bir araya gelmesidir.

Eğer meclislerde, çalışma gurupları ve ihtisas komisyonlarında çalışmalara nitelikli katılım sağlanmazsa, “ortak akıl” ile bir görüş oluşturulması olanaksızdır.

Özetle;

  • Kent Konseylerinin tüzel kişiliği yoktur.
  • Bütçesi yoktur.
  • Faaliyetleri ile ilgili giderleri ve ihtiyaçları yerel yönetimce sağlanır.
  • Yönetici ve katılımcılarının çalışmaları gönüllülük esasına dayanır.
  • Bir STK ya da bir Demokratik Kitle Örgütü değildir.
  • Yerel yönetimlerin muhalifi ya da yandaşı da değildir.
  • Kendisini oluşturan kurum ve kuruluşların ( kamu ve yerel yönetim temsilcileri, üniversite temsilcileri, meslek odaları, dernekler, sendikalar, siyasi partiler vd.) paydaşlığı ile etkinliklerine ve projelerine destek verir.
  • Kent Konseyi, bir ilçenin vicdanı ve hafızasıdır. Eğer bir ilçede Kent Konseyi aktif ve güçlüyse, orada kaldırım taşından parklara, kültürel etkinliklerden imar planlarına kadar her şey halkın süzgecinden geçerek yapılır.

Bulundukları kentin yaşamına olumlu katkılar vermek isteyenlerin ve bu konuda “benim de fikrim var” diyenlerin Kent Konseyindeki meclis, çalışma gurubu ve ihtisas komisyonlarında yer almaları, yönetişimde kent konseyinin güçlü ve etkin bir şekilde yer alması için gereklidir.

Kent Konseyleri sivil toplumun ortak gücüdür.

8

Yorum, görüş ve önerileriniz