İNSANLIĞIMIZI SABİT TUTMAK – YAZI VE FOTOĞRAFLAR: ENGİN KARACA

Her şey değişir, dönüşür, gelişir, doğanın yasası budur. Önünde durulamaz, boşu boşuna sorgulanamaz. Elbet insan da değişir, bu süreçte neyi kaybeder, neyi elinde tutabilir, kolayca bilinemez. Hayatın suları çevremizden baş döndürücü bir hızla akarken tekneyi akıntıya kapılmaktan kurtaracak bir çıpa gereklidir.
Geçtiğimiz günlerde uzun zaman önce okuyup rafa kaldırdığım bir kitabı kurcalarken eşime yazdığım eski bir mektubu buldum. O sararmış kâğıtta, bugünün dijital dünyasında neredeyse unuttuğumuz bir samimiyet vardı: “Hâlâ sıcak, kalbe dokunan bir naiflik, yüzünde bıraktığı tebessüm de cabası…
Her şey altüst olmuşken, etrafımızda her şey akıp giderken, içimizde bir şey haykırıyor: “Dur!” Dijital bir tsunamiyle sarsılıyoruz, iklimler değişiyor, sosyal normlar başkalaşıyor, ekonomik dengeler bir labirent gibi önümüzde uzanıyor. “Her şey değişirken biz neyi sabit tutmalıyız?” sorusu, bu çağın en hayati sorusu belki de.

Değişim, evrenin en eski ve en katı yasası. Ona direnmek, bir nehrin akışına karşı durmaya çalışmak kadar nafile. Ancak bu, sürekli savrulan bir yaprak olmaya mahkûm olduğumuz anlamına gelmiyor. Aksine, değişimi kabul edip, onun içinde sarsılmayacak bir “öz”ü korumak, modern zamanların en büyük erdemi.
Peki, o “sabit” dediğimiz şey ne olmalı? Cevap, teknolojik bir trend ya da politik bir dogma değil. Çok daha derinlerde, insan olmanın temelinde yatıyor.
Ahlaki Pusulamızı Sabit Tutmalıyız

Algoritmaların bize ne düşüneceğimizi söylediği, hızın ve kârın her şeyin önüne geçtiği bir çağda, içsel ahlaki pusulamızı kaybetmemek en büyük direniştir. Bu, din veya felsefeden bağımsız, basitçe “iyi” ile “kötü”yü ayırt edebilme yeteneğimizdir. Komşumuza, doğaya, kendimize karşı sorumluluklarımız. Değişmeyen, dürüstlük, merhamet, adalet ve empatidir. Teknoloji ne kadar akıllanırsa akıllansın, bir insanın gözyaşının değeri asla değişmeyecek.
- Eleştirel Aklımızı Sabit Tutmalıyız
Bilgi çağındayız evet, ama aynı zamanda dezenformasyon çağındayız. Her gün binlerce veri parçasına maruz kalırken, en değerli sabitemiz, eleştirel düşünce yeteneğimiz olmalı. Her duyduğuna inanmak yerine, sorgulayan, araştıran, mantık süzgecinden geçiren bir zihni korumalıyız. Bu, bizi manipülasyondan ve körü körüne itaatten koruyacak en güçlü kalkandır.
Şimdi yaşadığımız zaman bambaşka; hikâyelerin oynandığı bir sahnede rol yapmak yerine hikâyeyi yazan olmak lazım belki de ve yazarken insanlığımızı sabit tutmak, bütün olup bitene seyirci kalmamak.
- İnsani Bağlarımızı ve Hikâye Anlatma Yetimizi Sabit Tutmalıyız

Metaverseler, yapay zekâ sohbet botları derken, unutmamalıyız: İnsan, ancak diğer insanlarla var olur. Dokunmanın sıcaklığını, bir dostla kahve içmenin samimiyetini, göz temasının gücünü asla dijital bir taklitle ikame etmemeliyiz. Nesiller boyu aktardığımız hikâye anlatma geleneğimiz, bizi birbirimize bağlayan en temel unsurdur. Ekranların soğuk parlaklığı, bir anneannenin torununa anlattığı masalın yerini asla tutamaz.
- Doğayla Olan Bağımızın Kutsallığını Sabit Tutmalıyız

Betondan labirentlerde yaşarken, unuttuğumuz bir şey var: Biz doğanın bir parçasıyız. Toprağa basmak, bir ağacın gölgesinde oturmak, mevsimlerin ritmini hissetmek ruhsal bir ihtiyaçtır. Değişen iklime rağmen, doğaya saygıyı ve onunla uyum içinde yaşama çabasını sabit bir değer olarak benimsemezsek, dönecek bir evimiz kalmayacak.
Sonuç olarak; değişim kaçınılmazdır ve ilerlemenin motorudur. Ona sırtımızı dönemeyiz. Ancak, hızla dönen bu dünyada ayaklarımızı yere sağlam basmamızı sağlayacak olan, dışarıda değil, içimizde arayacağımız değerlerdir.
Değişmesi gerekeni değiştirecek cesareti, değişmemesi gerekeni koruyacak bilgeliği ve ikisi arasındaki farkı görecek içgörüyü bulmak dileğiyle…




