OKURYAZAR GÜNCESİ – YAŞADIĞIMI İTİRAF EDİYORUM – PABLO NERUDA / GÖKHAN KORKMAZGİL

Pablo Neruda

Pablo Neruda yetmişinci yaşına yaklaştığında büyük bir “itirafname” yazdı, adını Yaşadığımı İtiraf Ediyorum koydu. Bu anılar kitabı öyle güçlüydü ki, Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldı, zaten kitap Neruda’nın son eseri oldu.

Kitabın başına “Şili Ormanı” başlıklı bir buçuk sayfalık bir metin koymuş, satırlar sizi hemen ormanın içine çekiveriyor. Ormanda kaybolmuyorsunuz, satır satır, adım adım bir yol buluyorsunuz. Yol nereye gidiyor, mundonovissimoya çıkıyor. Orası neresi derseniz, adına “yeni evrencilik” demişler. Biz buna evrensel yönleri daha fazla vurgulanmış Latin Amerika modernizmi desek de olur. Dertler bir ülkeye aitmiş gibi dursa da tüm dünyada aynı şeyler yaşanıyor. Sorun yerel olmadığından çözümün küresel olması gerekiyor. Şili’nin verimli güherçile vadilerinde, demir ve bakır madenlerinde vahşice sömürülen, kendilerine hep yalan söylenen insanlara bakıyorsunuz, dünyanın başka yerlerinde de düzenin aynı biçimde kurulmuş olduğunu görüyorsunuz. Dertler hiçbir zaman tek kişilik değil, o yüzden kurtuluş yok tek başına, artık herkes bunu biliyor, ormandaki yol bir bakın, nerelere gidiyor. Ormandan çıkmadan, Neruda’nın dostu, bize baş tacı bir başka büyük şairin dizelerini hatırlıyorsunuz: “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür, ve bir orman gibi kardeşçesine…”

Kamil Sinan Arat

Neruda yanardağların ve ormanların ülkesinde yaşarmış, belli ki o keskin öfkesini dağlardan almış. Yaşama olan inancını Şili ormanlarının içinden çıkarmış. “Bugünkü şair Neruda’yı hazırlayan nitelikler bence doğa ve sevgidir” diye yazmış. “…yaptığım yolculuklarda sonsuz kıyılar ya da ıssız dağlarla ruhum arasında, daha doğrusu şiirim ile dünyanın yalnızlığı arasında ilk bağlantılar kuruldu” demiş.

Engin Karaca

Neruda’nın yazdıklarını okurken soyutlama gücüne hayran oluyor, betimlemedeki zenginlikten etkileniyorsunuz. Sözcüklerdeki güce bakar mısınız: “Bahçede otların arasında haşhaş yetişiyordu. Bunları bilerek mi ekmişlerdi, yoksa kendiliğinden mi çıkmışlardı? Güvercinler gibi beyaz çiçekler vardı. Kan damlaları gibi kıpkırmızı olanları, kocaları ölmüş kadınlar gibi siyahları.”

Şiirleri hem melankoliktir, hem de yaşama sevinci ile doludur. Doğaya ve emeğe sahip çıkmıştır, sömürüye ve ikiyüzlülüğe karşı durmuştur. Bakır ve kükürt madenlerinde işten çıkarılmış olan binlerce işçi akın akın başkente geldiğinde sınıf mücadelesini aşktan bahseder gibi dizelerine taşımıştır. Halkın talepleri, gösteriler ve sokak hareketleriyle gündeme geldiğinde köşesine saklanmamıştır. Duruşunu şöyle özetler: “…politika yavaş yavaş şiirlerimi, hayatımı etkilemeye başladı. Şiirlerime, sokağa açılan kapıyı kapayamazdım, tıpkı genç şair kalbimden, aşka, hayata, sevgiye ya da üzüntülere açılan kapıyı kapayamayacağım gibi.” Kendi yazma pratiği ile ilgili olarak da şunları söyler: “Anlatım biçimimin gitgide geliştiğini fark ediyor, öfkeli melankolim içinde akıcı bir üslup kazanıyordum. Gerçekçilik (ki bu undan şiirin hamuru yapılır) uğruna gitgide acı bir anlatım biçimi geliştiriyordum. Fakat şair (şiir) sadece biçim değildir. Çevresini saran şeylere de ihtiyacı vardır. Eğer çevresinin havası şiirine giremezse, şiir ölmüş demektir. O zaman şiir soluk alamaz.”

Yaşadığımı İtiraf Ediyorum, Pablo Neruda’nın yaşamını, şiirinin yaratılış sürecini, dostlarını anlattığı otobiyografik bir anlatı. Bir şairin şiire dönüştürdüğü yaşamının, Şili’nin ve mücadelenin Nerudaca ifadesi. Evrenle, doğayla, hayvanlarla, insanlarla, kısacası yaşamla içli dışlı bir şairin şiirsellikle yüklü anıları. Neruda anılarını şöyle sunuyor: “Belki ben kendi hayatımı değil de, başkalarının hayatını yaşadım. Bu sayfalarda geride bıraktığım anılar arasında bazıları sararmış yapraklar gibi yere düşecek, ölecektir. Oysa bazı anılarım zamanla yeniden canlanacak, yeniden hayat bulacaktır. Benim hayatım, bütün hayatlardan oluşmuş bir hayattır… Bir şair hayatıdır.” Böylelikle, daha kitabı okumaya başlamadan, anlatının yalnızca otobiyografik olmakla kalmayacağından haberiniz olur. Zaten bir şairin, kendiyle ilgilenmekten çok, dünyayı kucaklamaya çabalaması olağandır, öyle ya, sanatını kendi değil, dış dünya esinleyecektir. Elbette ki dış dünyadaki güzelliklerden etkilenecek, bir yandan da insan denen varlığın yarattığı sosyal yapılanmanın adaletsizliğini görecektir. Düş dünyası ile dış dünya çelişir, çelişkiden devinim çıkar, gözünü kapamak kolay, zor olan akıldan süzüp satırlara dizmektir. “Akıl” demişken, “zor” demişken, Neruda’nın bir sözünü hemen buraya yazayım: “Aklı başında bir insan için şair olmak ne kadar zorsa, şair için de aklı başında olmak o kadar zordur.”

Neruda bu dünyadan ayrılalı elli yıldan fazla zaman geçmiş. Şili’de 1973’te sosyalist Başkan Salvador Allende devrilip, General Pinochet iktidara getirilmiş. Sonra tek tek bakın, Küba, Nikaragua, Bolivya, Guatemala, derken şimdi de Venezuela. Ne emperyalistler rahat dururmuş ne Güney Amerika ne de dünyanın geri kalanı huzur bulurmuş. Sonunda eşkıya dünyaya hâkim olmuş.

Yaşadığımı İtiraf Ediyorum – Pablo Neruda, Alan Yayıncılık, İstanbul, 1983, 329 sayfa, çeviren: Ahmet Arpad

Yorum, görüş ve önerileriniz